· Danıştay Kararları
Yürütmenin Durdurulması Kararı: İYUK m.27'deki İki Koşul Nasıl Değerlendirilir?
Yürütmenin durdurulması için aranan açık hukuka aykırılık ve telafisi güç zarar koşullarının Danıştay içtihadında nasıl yorumlandığı ele alınıyor.
İdari işlemlere karşı iptal davası açma süresinin ne zaman başladığı, tebliğ, ilan ve öğrenme tarihleri bakımından Danıştay'ın yerleşik yaklaşımıyla açıklanıyor.
İdari yargıda bir davanın esasının incelenebilmesi için öncelikle süresinde açılmış olması gerekir. Dava açma süresi kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemeler bu konuyu yargılamanın her aşamasında kendiliğinden inceler. Bu nedenle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun (İYUK) 7. maddesinin Danıştay tarafından nasıl yorumlandığını bilmek, hak kaybı yaşamamak açısından belirleyici önemdedir.
İYUK m.7 uyarınca dava açma süresi, özel kanunlarda ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay ve idare mahkemelerinde altmış, vergi mahkemelerinde otuz gündür. Sürenin başlangıcı ise işlemin niteliğine göre değişir:
Danıştay'ın yerleşik içtihadına göre, düzenleyici işleme karşı ilan tarihinden itibaren dava açılmamış olması, o işlemin sonradan ilgili hakkında uygulanması üzerine uygulama işlemiyle birlikte dava konusu edilmesine engel değildir. Ancak bu durumda düzenleyici işlemin iptali, kural olarak dava açan kişi bakımından sonuç doğurur ve genel nitelikteki etkisi ayrıca değerlendirilir.
Uygulamada en sık tartışılan konu, işlemin ilgiliye usulüne uygun tebliğ edilmediği durumlardır. Danıştay, yazılı bildirim yapılmamışsa sürenin, ilgilinin işlemi her yönüyle öğrendiği tarihten başlayacağını kabul etmektedir. Burada aranan, işlemin varlığından haberdar olmak değil; içeriğini, gerekçesini ve hukuki sonuçlarını bilebilecek ölçüde öğrenmektir.
Bununla birlikte idarenin, ilgilinin işlemi öğrendiğini somut belgelerle ortaya koyması halinde, örneğin işlemin bir suretinin dilekçeye eklenmiş olması veya işleme ilişkin bir başvuruda bulunulmuş olması durumunda, süre bu tarihten itibaren hesaplanır. Bu nedenle bir işlemden haberdar olunduğu anda tarih ve belge kaydının tutulması büyük önem taşır.
İYUK m.11 uyarınca ilgililer, dava açmadan önce işlemin kaldırılması, geri alınması veya değiştirilmesi için üst makama, üst makam yoksa işlemi yapan makama başvurabilir. Bu başvuru, işlemekte olan dava açma süresini durdurur. Başvurunun reddi ya da Kanunda öngörülen süre içinde cevap verilmemesi halinde süre, durduğu yerden işlemeye devam eder.
Danıştay'ın yaklaşımına göre süreyi durduran başvuru, dava açma süresi içinde yapılmış olmalıdır; süresi geçtikten sonra yapılan başvuru, ölmüş bir süreyi yeniden canlandırmaz.
Aynı şekilde Danıştay, idarece verilen ve önceki işlemi yalnızca tekrar eden cevapların, yani teyit edici işlemlerin, yeni bir dava açma süresi başlatmayacağını kabul eder. Kesinleşmiş bir işleme karşı tekrar tekrar başvuru yapılarak süre yaratılması mümkün değildir.
Süresi içinde görevli olmayan bir yargı merciinde ya da yetkisiz bir mahkemede dava açılmış olması, kural olarak hak kaybına yol açmaz. İYUK, bu durumda dosyanın görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesini ya da ilgilinin kanunda öngörülen süre içinde görevli mahkemeye başvurmasını öngörür. Danıştay'ın yaklaşımına göre burada belirleyici olan, ilk davanın asıl dava açma süresi içinde açılmış olmasıdır. Aksi halde görevsizlik kararı sonrasında yapılan başvuru da süre aşımı nedeniyle sonuçsuz kalabilir. Bu nedenle dava açılmadan önce uyuşmazlığın idari yargının mı yoksa adli yargının mı görev alanına girdiği dikkatle değerlendirilmelidir.
Dava açma süresine ilişkin hatalar, çoğu zaman esastan haklı olunabilecek bir uyuşmazlığın hiç incelenmeden sonuçlanmasına yol açar. Bu nedenle bir idari işlem tebliğ edildiğinde ya da öğrenildiğinde tarihin belgelenmesi, üst makama başvuru yapılıp yapılmayacağının süre içinde değerlendirilmesi ve özel kanunlarda daha kısa süre öngörülüp öngörülmediğinin kontrol edilmesi gerekir. Süre hesabında tereddüt bulunan hallerde, en erken başlangıç tarihi esas alınarak hareket etmek hak kaybı riskini azaltır.
· Danıştay Kararları
Yürütmenin durdurulması için aranan açık hukuka aykırılık ve telafisi güç zarar koşullarının Danıştay içtihadında nasıl yorumlandığı ele alınıyor.