İdari işlemler, kural olarak yapıldıkları anda hukuki sonuç doğurur ve dava açılması bunların uygulanmasını kendiliğinden durdurmaz. Davanın sonuçlanmasına kadar geçecek süre içinde telafisi mümkün olmayan sonuçların ortaya çıkmasını önlemek için kanun koyucu, yürütmenin durdurulması kurumunu öngörmüştür. Anayasa'nın 125. maddesi ve 2577 sayılı İYUK'un 27. maddesi bu geçici korumanın çerçevesini çizer.
Kanunda Aranan Koşullar
İYUK m.27/2 uyarınca yürütmenin durdurulmasına karar verilebilmesi için iki koşulun birlikte gerçekleşmesi gerekir:
- İdari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması,
- İdari işlemin açıkça hukuka aykırı olması.
Danıştay'ın yerleşik içtihadına göre bu koşullardan yalnızca birinin varlığı yeterli değildir. Örneğin işlem hukuka aykırı görünse bile uygulanmasıyla ortaya çıkacak zarar sonradan giderilebilecek nitelikteyse, yürütmenin durdurulması talebi reddedilebilir.
Açık hukuka aykırılık
Açıklık ölçütü, dosyadaki bilgi ve belgeler üzerinde yapılan ilk inceleme sonucunda hukuka aykırılığın ayrıntılı bir araştırmaya gerek kalmaksızın görülebilmesini ifade eder. Bilirkişi incelemesi, keşif veya tanık dinlenmesi gibi kapsamlı bir araştırma gerektiren uyuşmazlıklarda mahkemeler genellikle önce bu incelemeyi yaptırmakta, kararını ondan sonra vermektedir.
Telafisi güç zarar
Zararın yalnızca maddi olması gerekmez. Kişinin mesleki geleceği, eğitim hakkı, sağlığı veya mülkiyet hakkı üzerinde geri dönülmez sonuçlar doğuran işlemler bu kapsamda değerlendirilebilir. Yıkım kararları, okuldan çıkarma cezaları veya bir faaliyetin tamamen durdurulması bu konuda sık karşılaşılan örneklerdir.
Gerekçe Zorunluluğu ve Usul
Kanun, yürütmenin durdurulması kararlarının gerekçeli olmasını şart koşar. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu kararlarında da vurgulandığı üzere, işlemin hangi yönden açıkça hukuka aykırı olduğunun ve hangi zarara yol açacağının kararda gösterilmesi gerekir. Ret kararlarında da talebin neden karşılanmadığının belirtilmesi beklenir.
Mahkeme, savunma alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra karar verir. Ancak uygulanması halinde ciddi ve ivedi sonuçlar doğacak işlemler bakımından, idarenin savunması alınıncaya kadar geçici olarak yürütmenin durdurulmasına karar verilebilir. Yürütmenin durdurulması kararı teminat karşılığında verilebileceği gibi, kanunda sayılan bazı hallerde teminat aranmayabilir.
Yürütmenin durdurulması kararı davanın esası hakkında nihai bir hüküm değildir; yalnızca dava süresince işlemin uygulanmasını askıya alan geçici bir korumadır.
Karara İtiraz
İYUK m.27 uyarınca yürütmenin durdurulması talebinin kabulü veya reddi üzerine verilen kararlara karşı, tebliğden itibaren yedi gün içinde bir defaya mahsus olmak üzere itiraz edilebilir. İtiraz, idare mahkemesi kararları için bölge idare mahkemesine, Danıştay dairesi kararları için ise İdari veya Vergi Dava Daireleri Kuruluna yapılır. Kısa itiraz süresi, kararın tebliğ tarihinin titizlikle takip edilmesini gerektirir.
Kararın Uygulanması
Yürütmenin durdurulması kararı, idareyi işlemi uygulamaktan alıkoyar ve işlemin uygulanmasıyla oluşan durumun geri alınmasını gerektirebilir. Danıştay'ın yerleşik içtihadına göre idare, yargı kararlarını gecikmeksizin uygulamakla yükümlüdür. Anayasa'nın 138. maddesi de idarenin mahkeme kararlarına uymak zorunda olduğunu ve bu kararların hiçbir surette değiştirilemeyeceğini, yerine getirilmesinin geciktirilemeyeceğini düzenler. İdarenin, yürütmesi durdurulan işlemi aynı gerekçelerle yeniden tesis etmesi ise yargı kararının etkisiz bırakılması anlamına gelir ve Danıştay tarafından hukuka aykırı kabul edilir. Kararın uygulanmaması halinde ilgililerin idare aleyhine tazminat talep etme imkânı da bulunmaktadır.
Pratik Sonuç
Yürütmenin durdurulması talebi, dava dilekçesinde gerekçeli olarak ve somut zararı gösteren belgelerle desteklenerek ileri sürülmelidir. Soyut zarar iddiaları yerine, işlemin uygulanmasıyla ortaya çıkacak sonucun neden sonradan giderilemeyeceğinin açıklanması, mahkemenin değerlendirmesini kolaylaştırır.